03 Kasım 2010 ~ 3 Comments

ÇOMU ‘de 4 Yıl: Hayaller Gerçekler ve Painkiller

Yıllarca evinden “Bilim Teknik” dergisi eksik olmayan biri olarak, Bilgisayar Mühendisliği ‘ni kazanıp, “Bilim Adamı olacağım ben” demek çokta kötü bir söylem olmasa gerek. Öyleki, yeni nesilin “İş Adamı Olacağım” gibi söylemlerde bulunduğu bir dönemde… Oysa, hiç bir fikrim yoktu iş adamı olmakla ilgi. İşte böyle bir saflık içindeydim bölümü kazandığımda, ta ki gerçekleri görene kadar…

Heyecan, Saflık ve Bilim
Genellikle bölüme hazırlık niteliğinde sayısal, sosyal ve lise(!) ağırlıklı dersler aldığımız bir dönemde herşey çok iyimser gitti. Şu seneyi atlatayım çok güzel şeyler öğreneceğim gibi bi izlenim oluşmuştu. Şimdi ne kadar safmışım desemde, büyük bir iyi niyetle tüm derslere girip, deyim yerindeyse “Aç gibi” gibi dinliyordum, belki birşeyler kaparım diye. Tabi ki şu andaki aklım olsa sadece geçmeye oynar, kendi gelişimime bakardım. Sıfır olarak nitelendirmiyorum tabi ki ilk seneyi. Çok şahane e-posta atmayı, soru sormayı öğrenmiştim mesela 1. Sınıfta. Gerçekçi olayım o seneye dair aklımda kalan tek şeyde bu aslında.
Böyle geçti ilk sene. Neler oluyor? Üniversite nedir ki? gibi sorulara cevap bulup, Prof. insanmış, hocalar ile sohbet edilebiliyormuş gibi kazanımlar elde ettim ki, bizim bölümün belki de tek artı tarafıdır hocanının yanına gidebilmek, sohbet edebilmek, soru sorabilmek. Bunun bir silah olarak kullanıldığını sonradan öğrenmek ise kaybettirdi tüm kazanımları. Kısaca ilk sene umut olarak mükemmele yakın, donanım olarak ise hiçe daha yakın bir sene idi. Ama bolcana Tubitak Yayını okuyarak, büyük bir umutla tatile girdim ve bekledim o mükemmel ikinci seneyi.(!)

Hayal Kırıklığı, Umut ve Motivasyon
İkinci sınfın vizelerinin sonuçları açıklandığında umutlarımı yitirmeye başlamıştım. Çünkü derleyici bile açmadan sınavlardan geçilebileceği izlenimi oluşmuştu ki bunu final sınavlarında test edip onayladım. Hiç bir şekilde derleyici açmadan, slaytları ezberleyerek geçilebildim programlama derslerini. Oysa programlama öğreneceğim diye rss reader, mp3 player gibi saçma sapan(!) şeyler yazmıştım kendime. Artık DD ‘ye oynamanın zamanı gelmişti.  O sene ki tek motivasyon kaynağım ise Özgürlük ‘tü… Birde “Çok spam geliyor maillerime bakmıyorum” lafı :) Kısaca “Evrimsel Hesaplama” gibi zevkli konulara eğilimi olan bir Bilgisayar Mühendisi adayı için hayal kırıklığı yaratan bir sene olmuştu.

Bitsede Gitsek
Gittikçe azalan motivasyonum ile beraber derslere girme eğilimimde azalmıştı 3. Sınıfta. Devamsızlık hakkımı(!) sonuna kadar kullandım. Kitap okumak, derslere girmekten daha mantıklı geliyordu o sene. Bende birşeyler kapabileceğim derslere girdim ve diğer derslerde DD ‘ye oynamaya karar verdim. Sonuç olumluydu çünkü slaytlar vardı elimde :)
O sene hakkında, aklımda kalan bazı şeyler ise okuduğum, Java, Python ve Design Patterns kitapları oldu. Bolca boş vaktim olmasından dolayı güzel yazılar, kitaplar okuduğum bir yıl olmuştu. Nedenini bende tam bilmiyorum(!) ama, “Bitsede gitsek” dediğimi çok fazla hatırlıyorum. Neyse ki Özgürlük vardı etrafımda. EULA ‘yı imzalamayı bıraktığım sene de diyebilirim aslında.

Kabus ve Painkiller
Bir öğrencinin giriştiği en büyük iş olmuştur Bitirme Projesi genellikle. Android için uygulama yazma fikri, hem özgürlük açısından, hemde öğreneceğim teknolojiler bakımından çok heyecanlı gelmişti ilk başta. Tabi bitirme projelerinin %90 ‘ının çöpe gittiği gerçeğini hesaba katmamıştım. Pardus 64-bit projesinden başka çöpe gitmeyen başka bir proje hatırlamıyorum gerçekten. Aslında öğrendiğim şeyler tabi ki çöpe gitmedi. Asıl beni rahatsız eden, son sınıf öğrencisi için bu proje ne kadar önemli ise, Juri için o kadar önemsiz olmasıydı. Bir senenizi ayırdığınız projenin 15 dakikada anlatılmasının istenmesi. Yetmeyen zaman sonunda: “Tamam sana inandık.” denilmesiydi rahatsızlık duyduran. Son senedeki tek sorun bu değildi benim için. Kaldığım 2 ders yüzünden 4 ayımın kaybolmasıydı. Genelde derste uyuyan adamların, “Evrimsel hesaplama” sunumu yaparken uyanıp, garip sorular sormasıydı.(O zaman anladım ki, sorun sadece hocalarda değildi.) Şu anda, hakkında hiç bir şey bilmediğim bazı dersler için geçirdiğim uykusuz gecelerdi. Neyseki her türlü ruh halinden anlayan bir sevda vardı. Ne zaman mutlu olsak, sorunlu olsak, dersten kalsak, uyuyamasak, evde bir ses yükseliyordu. Painkiller :)

Bitiş ve Özgürlüğe Adımlar
Neyse ki, bana birkaç aya maal olsada, okul bitti. Dolaylı yoldan da olsa bana bir sürü bilgi kazandırdı. “Bilim adamı olma” umutlarını, düşük not ortalamam ile rafa kaldırmış olsamda, diplomayı aldıktan 8 dakika sonra işe başlamak büyük moral oldu. Artık Necdet Hoca ile birlikte ipv6 projesinde çalışıyorum. Özgür bir Vidyo Konferans yazılımı geliştiriyoruz. Bunun dışında, bu öğrenim yılı içerisinde Çomak ‘ı hayata geçireceğiz. Çok öğretici/öğrenici bir yıl olacak gibi. Lisans öğrenciliği hayatım bitti. Ancak hayatımda fazlada birşey değişmedi. Hala Çanakkale ‘deyim. Aynı ev arkadaşlarım ile kalıyorum.* * * * Okuldan arkadaşlarımla Çomak ‘ta çalışıyorum. Eskiden olduğundan biraz daha fazla(!) okula gidiyorum. Hala Evrim Çalışkanıyım. Ve hala bıkmadan Painkiller dinliyorum/dinliyoruz.

3 Responses to “ÇOMU ‘de 4 Yıl: Hayaller Gerçekler ve Painkiller”

  1. Mesutcan Kurt 3 Kasım 2010 at 21:15 Permalink

    Bir ÇOMÜ 3. sınıf Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi olarak söylediklerine katılıyorum. Çoğu ders boşa gidiyor.

  2. Merve Yüzbaşıoğlu 4 Kasım 2010 at 21:59 Permalink

    Oldukça başarılı bir yazı olmuş..Sanırım bizim bölümdeki herkesin hislerine tercüman olmuşsun=)

  3. Ümit Mert 5 Kasım 2010 at 10:26 Permalink

    Kaan eline sağlık… Duygulara tercüman bir yazı olmuş ;)


Leave a Reply